Makaleler

Asıl Onlar Korkuyorlar

iktidar son yıllarda tam bir korku imparatorluğu yaratmak için yaşamın her alanında akla hayale gelebilecek bütün mekanizmaları işletmektedir. Ancak altını önemle çizmem gereken önemli bir şey var ki, o da aslında iktidar bu korku imparatorluğunu kendi korkuları yüzünden yaşatmaktadır. Asıl korkan iktidardır. Çünkü iktidar yanlısı olmayan her kurum ve kişi iktidar için önemli bir korku sebebidir.

Uğur Dündar, Cüneyt Özdemir ve Altan Öymen CNN Türk’te : “Korkuyoruz, bir sabah bizleri de alıp götürebilirler” dediler. Yıllarca iktidarlar ve sistemle önemli sorunlar ve çelişkiler yaşamayan, hatta sistemle epeyce entegre olmuş Uğur Dündar’ın bile bu son gelişmelerden sonra  “korkuyorum” demesi, mevcut iktidarın yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğunun hangi boyutlarda algılandığına çok çarpıcı bir örnektir.

Evet, gerçekten de iktidar son yıllarda tam bir korku imparatorluğu yaratmak için yaşamın her alanında akla hayale gelebilecek bütün mekanizmaları işletiyor. Ancak belirtmeliyiz ki, iktidar bu korku imparatorluğunu kendi korkuları sebebiyle topluma yaşatıyor. Asıl korkan iktidardır. Zira iktidar karşıtı her kurum ve kişi iktidar için önemli bir korku sebebidir.

Bu korkudandır ki, bir yandan iktidar yanlısı olmayan işadamları ve firmalar ekonomik baskılarla susturulmakta, mevcut kaynaklar da iktidarı destekleyen yeşil sermayeci gerici, şeriatçı cemaatlere ve onların kurdukları firmalara peşkeş çekilmektedir.

Bir yandan yasama, yürütme ve yargının birbirinden bağımsız, hiçbirinin bir diğerinden üstün olmadığı ama birbirlerini kontrol eden mekanizmalar olduğu tespitine dayanan kuvvetler ayrılığı ilkesi bile hiçe sayılmakta ve bu kurumlarda her türlü siyasal, psikolojik ve sosyal baskı yoluyla yeni yönetimler oluşturulmakta veya değiştirilmektedir.  

 Diğer yandan kollarındaki zincirlerden başka kaybedecekleri bir şeyleri olmayan işçilerin, memurların, emekçilerin örgütlü gücünü kırmak için, sendikasızlaştırma,SGK, 4B, 4C ve Torba Yasası gibi yasalar alelacele çıkarılmakta, emekçiler sendikal ve sosyal güvencelerden arındırılıp örgütsüzleştirilmekte ve güçsüzleştirilmektedir

Bu korkudandır ki, iktidarı eleştiren, iktidara şakşakçılık yapmayan, aksine basın ilke ve etik değerlerini savunmaya çalışan, muhalif gazeteci, aydın ve araştırmacıların da özgürlükleri kısıtlanmakta, halkın haber alma hakkı ortadan kaldırılmakta ve baskıcı bir süreç yaşatılmaktadır. Son olarak “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” adlı kitabın yazarı Nedim Şener, “Yeraltındaki Katiller” adlı haberle 2001 Metin Göktepe haber ödülünü alan Ahmet Şık gözaltına alındılar. Geçtiğimiz günlerde de Halkın Günlüğü Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Hıdır Gürzün tutuklanmasıyla tutuklu gazeteci ve yazarların sayısı 61 oldu.

Ve bu korkudandır ki, üniversiteleri ele geçirme planları, özellikle rektör ve dekan atamalardaki usulsüzlükler, AKP yandaşlarına peşkeş çekilen kadrolaşmalarla gerçekleştirilmekte olup, bırakın üniversiteleri ilköğretim okullarında bile polis devletini andıran uygulamalar gözlemlenmekte, ayrıca yandaş, gerici kadrolarla eğitim ve öğretim kurumları bilimsel eğitimden uzaklaştırılmakta, ümmetçi bir gençliğin yaratılması çabaları doludizgin sürdürülmektedir.

Bu korkudandır ki, iktidar halkın sesi kulağı olan muhalif kimlikteki halk sanatçılarını da baskı altına alıyor, mahkemeler de adaletten, hak ve hukuktan yoksun hapis cezaları veriyor.Ferhat Tunç, Pınar Sağ, Mehmet Özcan gibi sanatçılarımız konser ve etkinliklerde ülkemizde sıkça yaşanan yargısız infazlarla ilgili söyledikleri sözler gerekçe gösterilerek hapis cezalarına çarptırılmaktadırlar. Bu da iktidarın türkülerden de, o türküleri söyleyen sanatçılardan korktuğunu gösteriyor.

 Yaşananlar bize, AKP iktidarının tüm “demokratikleşme”ve “ileri demokrasi”yalanlarına karşın Türkiye’nin asla demokratik bir ülke olmadığını, iktidarın gerici ve faşizan bir yönetim anlayışını sürdürmekte son derece kararlı olduğunu, en basit temel hak ve özgürlükleri dahi hukuksuzlukla susturmaya çalıştığını, kitleleri rahatça yönetmek ve bu korku imparatorluğunu güçlendirmek için her türlü baskı mekanizmasını işlettiğini ve  bu korku ortamının sürmesini de özellikle arzu ettiğini göstermektedir

 Gazeteciler, aydınlar artık“sıra kimde, sıra hangimizde?” diyor, birçoğu da kalemlerini kırıyor, endişe ve korku içersinde gözüküyorlar. Ama tarihi gerçeklikler ve yaşanmışlıklar bize gösteriyor ki, iktidarlar kitleleri ne kadar korkutmaya çalışırsa çalışsın, asıl korkan iktidarın ta kendisidir..Onlar muhalefetten korkmaktadırlar.. Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da ve dünyanın birçok başka coğrafyalarında yaşananlar, korku imparatorlukları yaratan diktatörlerin aslında nasıl da korkulası olmadığını ve nasıl da kitlelerce yerle bir edildiklerini göstermektedir.

Yani aydınların, yazarların ve gazetecilerin, yani halkımızın korkmasına gerek yok. Yeter ki, örgütlenelim ve hep birlikte  demokratik haklarımızı almak için mücadele edelim.. Çünkü hiçbir güç örgütlü bir halkı yenemez…

Erdal YILDIRIM

Erdal YILDIRIM

25.07.1958 tarihinde Sivas, İmranlı ilçesi Sandal Köyünde dünyaya gelen Erdal YILDIRIM, 2 yıl komşu köy Çandır’da okuduktan sonra İstanbul’da ilk, orta ve lise öğrenimini tamamladı. İlk gençlik denen yaşlarda tanıştığı sol, sosyalist düşünceyle ülkede sürdürülen demokrasi mücadelesinde yerini aldı. Ve yıllarca da bu mücadelenin bir neferi olmaktan gururla yaşamını sürdürmeye çalıştı. 1979 yılında gittiği Almanya’dan birkaç ay sonra ülkede sürdürülen demokrasi, özgürlük ve güzel yarınlar mücadelesinde yer almak üzere ülkeye geri döndü. 1981 yılında kazandığı Marmara Üniversitesi-Atatürk Eğitim Fakültesinde Almanca Öğretmenliğini kazandı ve 1985 yılında mezun oldu ve özel sektörde çalışma hayatına başladı. 1993 yılında İstanbul’da kurulan İmranlı Köyleri Kültür Dayanışma Derneği (İMDER) kurucusu olup yönetim kurulu üyeliği ve 1 yıl İm-der Başkanlık görevini sürdürdü. Aynı yıl 2 Temmuzda Sivas Madımak Otelinde yaşanan ve 33 canın yakılarak öldürüldüğü katliamdan sonra Kadıköy’de kurulan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Kadıköy Şubesi üyesi oldu. 1994-1997 ile 2003-2005 yılları arasında PSAKD Kadıköy Şubesinde yöneticiliği; 2004 -2008 yılları arasında da PSAKD Genel Merkez Yöneticiliği ve Kültür Sanat Sekreterliği görevlerinde bulundu. 1997 yılında kapanmış İm-Der’den sonra bir kez daha 2000 yılında kurulan İmranlı Köyleri Kültür Dayanışma Derneği (İmranlı-Der) Yönetim kurulunda 2004-2006 yılları arasında görev yaptı. Özelde Alevilik, Aleviliğin yaşadığı inkâr, imha, katliam ve asimilasyon sorunları ile genelde ülkede sürdürülen demokrasi, eşitlik, özgürlük, temel hak ve özgürlükler, emek mücadelesinde fiili olarak yer aldı. Bu konularda çeşitli gazete, dergi ve internet sitelerinde makale, köşe yazısı yayınlanmakta olup, halen PSAKD Kadıköy Şubesi Yönetim Kurulu üyeliği görevini sürdürmektedir.

Benzer Haberler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Bu Haberde Dikkatinizi Çekebilir!
Kapalı
Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyiciyi devre dışı bırakarak bizi desteklemeyi düşünün